Yalnızlık Bildiğin Gibi Değil

Yayınlandı: 08/05/2012 benisarmaz tarafından Uncategorized içinde
Etiketler:, , ,

Image Şimdi sen sanıyorsun ki, yalnızlık şiirlerdeki, filmlerdeki gibi birşey. Öyle gizemli, öyle büyülü. Sanıyorsun ki, özgürlükle kölelik arasındaki onurlu seçimin diyetidir yalnızlık. Seni kandırmışlar cicim. O anlatılan edebiyatın, şiirin, resmin ve hatta fotoğrafın(sanat kaygılı fotoğrafın) yalnızıdır. Issız bir sahilde uzaklara dalan yalnızdır.

Bir de haber fotoğrafçılığının yalnızı vardır bilir misin? Evinde katalitikten zehirlenip ölen. Kimsenin haberi olmadığı için ölüsü kokan. Gözleri yuvalarından uğramış, ağzından köpükler taşmış… İşte o fotoğraftaki adama yalnız denir.

Angelina Jolie’nin hayaliyle taşaklarını okşayana da yalnız denir. Bu durumda yalnızın tersi Brad Pitt denen hergeledir.

Soğuk odalarda, kat kat battaniyenin altında öksüren ve annesinin pişirdiği tavuksuyuna şehriye çorbasını delice özleyen fakülteli öğrencidir asıl yalnız. Omzunda ağlayacağı bir dostu olmadığı için psikiyatrlara servet ödeyen adamdır. Yemediği yarak kalmadığı halde birileri “beğen” butonuna bassın diye facebookta dini resimler-iletiler paylaşan kaltaktır.

Yalnızlık bildiğin gibi değil cicim. Çık dışarı bir sevgili bul kendine. Sonra bir kavgan, yol arkadaşların olsun bu hayatta. En dayanılmaz karı dırıltısı yalnızlığa yeğdir inan. Seni kandırmışlar cicim, yalnızlığın özenilecek bir tarafı yok. Sen, sen ol tutunduğun elleri bırakma..

“ekmeksiz kal da demiştim / kavgasız, kadınsıztütünsüz kalma” Y.Odabaşı.

Reklamlar

istanbul’da ilkbahar

Yayınlandı: 16/04/2012 benibozmaz tarafından Uncategorized içinde
Etiketler:, , , , , , ,

ben her kış istanbul’dan taşınmaya karar verirdim. kışın en sevimsiz yaşandığı şehirlerden biridir çünkü istanbul. sonbahar’la birlikte şehrin üstüne çöken kasvet gittikçe artar ve trafiğin de getirdiği sıkıntılarla istanbul’da yaşamak eziyete dönüşür. şehirle aramızdaki kırılgan bağ dittikçe zayıflardı kış boyunca. sonra beklenmedik bir anda ışığın açısı değişir ve şehrle birlikte ruhumu da aydınlatmaya başlardı. boğazda erguvanlar açar, sokak kedileri yavrular, ağaçlar çiçeklenir, şehrin havası gibi kokusu, kokusu gibi enerjisi de farklılaşmaya başlardı. beyazıt’tan çemberlitaş’a günün koşuşturmasında kaybolmuşken bir yokuşun altında denizi görürüdüm ve “dur bir mola ver” derdim kendime. bir kapı önüne oturup sigara yakardım.iç seslerim susmaya başlardı yavaş yavaş. düşüncelerim kendimden uzaklaşıp dünyaya açılırdı. belli belirsiz çiçek kokuları gelirdi burnuma. uzaktan adalara giden vapurları izlerken istanbul’un gidilesi bir yer olmadığına inanmaya başlardım, tazelenirdim.

yıllar sonra yine bir bahar vakti istanbul’dayım. şansıma bahar yağmurlarıyla karşılaşıyorum gelir gelmez. 4. levent’ten arkadaşıma kadar yürüyemiyorum kendimi metroya atıyorum. bu yağmurda nereye gidilir diye düşünürken eskilerden bir yer aklıma geliyor ve büyük bir özlem hissdiyorum. taksim’de inip yağmurdan kaçışan kalabalığa karışıyorum. insanlar amaçsızca koşturuyor gibi geliyor o an bana. absürd bir soru uyanıyor zihnimde, acaba diyorum istiklal caddesinde ve ara sokaklardaki herkes binalara sığınmaya kalksa herkese yer kalır mı bu binalarda. olmayacağını biliyorum ama yine de az kimsenin bildiği yerlere gitmekten dolayı memnun oluyorum. sırılsıklam bir halde küçükparmakkapı sokağa girip kendimi leylek cafe’nin binasına atıyorum. içeri girdiğimde herşeyi yerli yerinde buluyorum. çok huzur verici. cam kenarında bir masaya yerleşip kurulanıyorum. yemek istiyorum. bir şeyler içiyorum yemeğin yanında. kırmızı şarap, kahve, çay. farketmiyor. bir yandan kitabımı okuyorum. tanıdık yüzler gelip gidiyor, bazılarıyla selamlaşıyoruz. diyorum ki kendi kendime, bazı şeylerin hep aynı kalması ne güzel. ne kadar huzurlu ve güven verici. telefonlar geliyor sonra. arayan herkesi buraya çağırıyorum. kimisi bu yağmurda nasıl gelirim diyor, kimisi sadece adresi ver diyor. 8 telefondan 3’ü teşrif ediyor mekana. birkaç saat sonra 4 kişi oluyoruz. bir tek ben kuruyum. diğerleri, ıslandıkça gevşemiş, sürekli gülen pozitif bir kadın, ıslandığı için canı sıkılmış, kaşınan bir adam, ıslandığının bile farkında olmayan daha genç bir adam.

herkesin karnı doyup saçları kuruduğunda dışarı çıkmaya karar veriyoruz. mo horizons var ghetto’da oraya gidelim diyor kurumuş huzursuz adam. hadi gidelim diyoruz. kapıda, işletme müdürlerinin e iyi kalplisiyle karşılaşıyoruz. size eşlik edeyim de kaybolmayın, diyor gülerek. sağolsun gece boyunca eşlik ediyor. iyi müzik dinlerken iyi içkiler içiyor, güzel muhabbetler ediyoruz. sabaha karşı sarılıp vedalaşıp ayrılıyoruz. yine eski ekip halinde firuzağa kahvesinde’yiz bu sefer. içkiden sonra neden bu kadar çok çay istiyor canım, bilmiyorum. ama kahvenin çayı her zaman çok güzel. masada benim dışımdakiler birbirleriyle birkaç saat önce tanışmış olmalarına rağmen kahkahalar atarak muhabbet ediyorlar. ben  kaşınan adamın yaptığı esprileri türkçesi zayıf olan kıza yine türkçe tercüme ediyorum. kültüre özgü şakaları anlatmak şakanın kendisinden de saçma bir hale dönüşüyor bir süre sonra. aklıma kahvede yıllar önce yaşadığım bir olay geliyor. yıllar evvel kitap okuyup entellik yaparken musallata taşındaki cenazenin bir tanıdığa ait olduğunu gördüğüm gün. şaşkınlıkla gidip saf tutmuştum. masadaki arkadaşlarım da peşimden gelince tüm kahve bir anda cenaze namazına katılmıştık. zayıf olan cemaati kalabalıklaştırdık bu vesileyle. sonradan öğrendiğime göre kahve ahalisi zaten cenaze namazlarına iştirak etmekten kaçınmazmış.

gündoğumuna yakın bir taksiye binip birkaç saat de olsa uyumaya gittik. ertesi gün beni erguvanlar ve bahar kokusu karşıladı. toprak yağmura doymuştu sanırım..

belediye otobüsü

Yayınlandı: 11/04/2012 benibozmaz tarafından Uncategorized içinde

bu bir taciz hikayesi değil.

mesafe yakın olduğu için taksi kullanıyordum günlerdir. bu gün hava güzel diye yürümek istedim.  o sırada gelen belediye otobüsü aklımı çeldi ve atladım. uzun zaman görmediğim bir arkadaşımla karşılaşınca da ne güzel tesadüf diye düşündüm. kızla muhabbet ederken yanık kokusu geldiğini farkettim bir yerlerden. şoföre yakındık o sırada. şoförün allah allah, çekmiyor dediğini duydum. yanık kokusu var içeride, dedim. abi bi sorun var, dedi ve otobüsü duman kapladı.

tek yangın söndürücüyle aşağı inen şoför uğraşırken motor kapağından taşan dumanlar artmaya balamıştı otobüsü boşalttık. sonra diğer otobüslerden alınan yangın tüpleri, artmaya devam eden dumanlar ve alevlerin otobüsün arkasını sarması. burada türk işi bir durum var ama. hatta birden fazla.

– otobüs yanarken yanına gidip seyreden insanlar.

– yangının nedenlerini tartışan taksiciler.

– otobüsün yandığı yerde okul servisini bekleyen öğretmen ve yanındaki 20 öğrencisi.

– zamanında gelmeyen itfaiye.

neticede biz taksiye binip oradan ayrıldık. ama alevler otobüsün tabanını da sarmıştı biz giderken. bahsettiğimiz kitle ısrarla aynı yeri korumaya özen gösteriyordu. ben ne yapıyordum peki taksiye binene kadar. video ve fotoğraf çekiyordum… onu da şimdi fark ediyorum..

sıkıntı

Yayınlandı: 08/04/2012 benibozmaz tarafından Uncategorized içinde

kanepede uyumak sıkıntılıdır. üstelik yıllarca rahat bir yatağa alışmışsanız daha da sıkıntılıdır. bir de kafanız bozuksa kanepenin birleşme yerlerindeki demirler kıçınıza batarken düşünceler de beyninizi didikler. bölük pörçük uykular kalır geriye. gençken insan halıda bile uyur. uyumuşluğum çoktur. hatta genç adam uyumasa da olur. yaşlanınca nasıl olsa sike sike uyuyacaktır.

işte böyle bir gecenin ortasında yanımda bir sıcaklık farkettim. kedidir diye düşünmüşken bu evde kedi olmadığını anımsadım. gözlerim yavaş yavaş yanımda oturan bir kız çocuğunu seçmeye başladı. 3.5 yaşındaki yeğenim. üzerinde şeker pembesi bi pijamayla gelip yanıma oturmuştu. tombik ayakları çıplak, uzun kıvırcık saçları dağılmış, uyandırsam mı uyandırmasam mı diye bana bakıyor yatağıma oturmuş. bir anda içim ısındı yatak oyun alanına döndü.

“neyin var kuzum” dedim

” çok öskürüyorum dayııı, uyuyamıyorum” dedi cilveli bi sesle.

“kıyamam sana ben” dedim sarıldım öptüm, yanıma çektim.

“ne yapmak istiyorsun peki canım” dedim.

“oturmak istiyorum. ama hep oturmak hiç uyumamak istiyorum dayıı” dedi.

“ben de aynısından istiyorum bitanem” dedim, masal anlattım sonra uyuyana kadar.

nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir

Yayınlandı: 04/04/2012 benibozmaz tarafından Uncategorized içinde

charles baudelaire’dan bir alıntıyı başlık yaptım. bir saat önce arkadaşımla yaptığım telefon görüşmesinde ikimizin de sıkışmışlık hissinden şikayetçi olduğu ortaya çıktı. bu sıkışmışlık hissi bizim seçimlerimiz, eylemlerimiz ve hatta eylemsizliğimizden dolayıydı. fakat bu durumu yarattıktan sonra olaylar bizim kontrolümüzden çıkmış ve artık edilgen bir bunalım yumağına dönüşmüştük. açıklaması uzun sürer. bir insan yıllar boyunca hödük olarak yaşayıp aslında hödük olmadığını sadece hödük taklidi yaparak o kutsal egosunu korumaya çalıştığını anlayınca adım atamaz hale geliyor. bu aşamadan sonra sadece neden böyle bir şey yaptığının bu seçimsizliğin, eylemsizliğin, küntlüğün ve kötümserliğin nelere iyi gelmiş olduğunu analiz edip geleceğe dair yeni bir yapılanma hazırlığı kalıyor.

fakat bu halihazırdaki edilgen halde içinde bulunduğumuz ve müsebbibi olduğumuz halde çözümüne katkı sunamadığımız krizi çözmeye hatta etkilemeye bile yetmiyor. bu karmaşık ve belki de lüzumsuz girizgahtan sonra nerede olmak istersin sorusunun muhabbetin kilit noktası olduğunu söylemek istiyorum. ikimizin de başka yerlerde olma şansımız var çünkü. istediğimiz an istediğimiz yere gidecek özgürlüğümüz de paramız da var. fakat ısrarla bu noktada kalıp beklemeyi tercih ediyoruz. çünkü en azından benim için, nereye gidersem bu krizi de sıkıntıyı da götüreceğimi biliyorum. bu aşamada arkadaşım kaybolmak istediğini söyledi. anladığım kadarıyla arzusu tam bir bilinçsizlik haliydi. iç sesler bu gibi zamanlarda insanın en büyük düşmanı olur bilirsiniz. arkadaşım o kadar yorulmuştu ki tam bir suskunluk ve bilinçsizlik hali istiyordu. bu da muhtemelen yok oluşa denk geliyor. (bkz: intihar nedenleri)

ben sanırım daha iyi bir haldeyim. en azından zaman zaman dertleşebiliyorum kendi iç seslerimle. bir anda kendimi de bir iç sese dönüştürüp kardeşim nedir senin derdin, diye etkin dinlemeye geçebiliyorum. anlatıyorlar sağolsunlar. çoğu zaman ipe sapa gelmez şeyler ama en azından birileri tarafından anlaşıldığını bilmek onlara da iyi geliyor. sanırım zaman zaman da olsa ortaya çıkan bu sulh durumundan dolayı ben kaybolmayı pek istemiyorum. ama herhangi bir yer de hayal edemiyorum. işte bir anda kafamda bir ampul yandı. o bilinçsizlik, sorumsuzluk ve boşluk hali nerede olabilirdi?

askerde. evet askerde olmak isterdim yeniden. mümkünse yedek subay okulunda olaydım hatta. program belli. yatıyorsun, kalkıyorsun, tıraş, giyinme, kahvaltı, tabur, eğitim, öğle yemeği, törene hazırlık, serbest zaman, spor veya kitap okuma, akşam yemeği, serbest zaman, gizli alkol tüketimi, poker, barbut, duvar dibi veya şamata. sonraki günlerin de bir farkı yok. sorumluluk yok. ödevler var. senin adına kararlar alınıyor, ödevler veriliyor. en önemli ödevin herkesin yaptığını yapmak. kişisel girişimler yasak, inisiyatif alıp kararlar vermek yasak, farklı çözüm yolları aramak yasak. gerek de yok zaten. yatacağın saati bile denetliyorlar, uyum sağla yeter. istemesen de uyduruyorlar zaten. sorumluluğun bu kadar gereksiz olduğu bir yer daha varsa o da cezaevidir. orada da boş vakit çok bu yüzden insan sürekli kendine sarar.

askerliğin bir güzel tarafı da kadınların olmaması. hayır kastım kadın yoksa sorun da yoktur demeye çalışmak falan değil. etrafta kadın yok, bu yüzden kafanı bununla yormuyorsun. halihazırda hayatında bir kadın varsa daha da iyi işler. istesen de yanına gidemiyorsun. bu durumda onun seni istememesi bir sorun haline gelmiyor. diyorsun ki zaten çağırsa da gidemem bu yüzden tahammül kolaylaşıyor.

ben bunları neden yazdım hiç bilmiyorum. ama yazmak keyifliydi. umarım bir daha asla askerde olmayı arzulamam…

büyümek

Yayınlandı: 31/03/2012 benibozmaz tarafından Uncategorized içinde

berberdeydim geçenlerde. tanıyanlar bilir çok koyu bir siyahtır benim saçım. yıkadı, kurutup kesime hazırlarken bi duraksadı. “abi senin saçların beyazlıyor” dedi. “emin misin” dedim. “evet abi geçen ay yoktu bunlar sol tarafta birsürü beyaz olmuş, çok mu canın sıkkın” dedi. “büyüyoruz abicim, bu kötü bir şey değil” dedim. biraz duraksadı ve kesmeye başladı. çıkarken gülümsemeye çalışarak, “hem beyazlayan saç dökülmezmiş abi” dedi.

ve ben seni düşünüyorum

Yayınlandı: 13/03/2012 benibozmaz tarafından Uncategorized içinde

bentderesinin hemen yanındaki harabelerden birinde geçen bir öykü kurguluyorum günlerdir. yıllar evvel çökmek üzere olan bir evde karşılaştığım çolak mustafa, kirpi ve necati de olacak bu öykünün içinde.

ve fakat ne zaman bu öykünün başına otursam bambaşka bir yere kayıp gidiyor aklım. sonra geliyor yine kendime düğümleniyor. bazı günler şarkılarla uyanıyorum demiştim bir zaman önce. bu günlerde genellikle bu şarkıyla uyanıyorum…