istanbul’da ilkbahar

Yayınlandı: 16/04/2012 benibozmaz tarafından Uncategorized içinde
Etiketler:, , , , , , ,

ben her kış istanbul’dan taşınmaya karar verirdim. kışın en sevimsiz yaşandığı şehirlerden biridir çünkü istanbul. sonbahar’la birlikte şehrin üstüne çöken kasvet gittikçe artar ve trafiğin de getirdiği sıkıntılarla istanbul’da yaşamak eziyete dönüşür. şehirle aramızdaki kırılgan bağ dittikçe zayıflardı kış boyunca. sonra beklenmedik bir anda ışığın açısı değişir ve şehrle birlikte ruhumu da aydınlatmaya başlardı. boğazda erguvanlar açar, sokak kedileri yavrular, ağaçlar çiçeklenir, şehrin havası gibi kokusu, kokusu gibi enerjisi de farklılaşmaya başlardı. beyazıt’tan çemberlitaş’a günün koşuşturmasında kaybolmuşken bir yokuşun altında denizi görürüdüm ve “dur bir mola ver” derdim kendime. bir kapı önüne oturup sigara yakardım.iç seslerim susmaya başlardı yavaş yavaş. düşüncelerim kendimden uzaklaşıp dünyaya açılırdı. belli belirsiz çiçek kokuları gelirdi burnuma. uzaktan adalara giden vapurları izlerken istanbul’un gidilesi bir yer olmadığına inanmaya başlardım, tazelenirdim.

yıllar sonra yine bir bahar vakti istanbul’dayım. şansıma bahar yağmurlarıyla karşılaşıyorum gelir gelmez. 4. levent’ten arkadaşıma kadar yürüyemiyorum kendimi metroya atıyorum. bu yağmurda nereye gidilir diye düşünürken eskilerden bir yer aklıma geliyor ve büyük bir özlem hissdiyorum. taksim’de inip yağmurdan kaçışan kalabalığa karışıyorum. insanlar amaçsızca koşturuyor gibi geliyor o an bana. absürd bir soru uyanıyor zihnimde, acaba diyorum istiklal caddesinde ve ara sokaklardaki herkes binalara sığınmaya kalksa herkese yer kalır mı bu binalarda. olmayacağını biliyorum ama yine de az kimsenin bildiği yerlere gitmekten dolayı memnun oluyorum. sırılsıklam bir halde küçükparmakkapı sokağa girip kendimi leylek cafe’nin binasına atıyorum. içeri girdiğimde herşeyi yerli yerinde buluyorum. çok huzur verici. cam kenarında bir masaya yerleşip kurulanıyorum. yemek istiyorum. bir şeyler içiyorum yemeğin yanında. kırmızı şarap, kahve, çay. farketmiyor. bir yandan kitabımı okuyorum. tanıdık yüzler gelip gidiyor, bazılarıyla selamlaşıyoruz. diyorum ki kendi kendime, bazı şeylerin hep aynı kalması ne güzel. ne kadar huzurlu ve güven verici. telefonlar geliyor sonra. arayan herkesi buraya çağırıyorum. kimisi bu yağmurda nasıl gelirim diyor, kimisi sadece adresi ver diyor. 8 telefondan 3’ü teşrif ediyor mekana. birkaç saat sonra 4 kişi oluyoruz. bir tek ben kuruyum. diğerleri, ıslandıkça gevşemiş, sürekli gülen pozitif bir kadın, ıslandığı için canı sıkılmış, kaşınan bir adam, ıslandığının bile farkında olmayan daha genç bir adam.

herkesin karnı doyup saçları kuruduğunda dışarı çıkmaya karar veriyoruz. mo horizons var ghetto’da oraya gidelim diyor kurumuş huzursuz adam. hadi gidelim diyoruz. kapıda, işletme müdürlerinin e iyi kalplisiyle karşılaşıyoruz. size eşlik edeyim de kaybolmayın, diyor gülerek. sağolsun gece boyunca eşlik ediyor. iyi müzik dinlerken iyi içkiler içiyor, güzel muhabbetler ediyoruz. sabaha karşı sarılıp vedalaşıp ayrılıyoruz. yine eski ekip halinde firuzağa kahvesinde’yiz bu sefer. içkiden sonra neden bu kadar çok çay istiyor canım, bilmiyorum. ama kahvenin çayı her zaman çok güzel. masada benim dışımdakiler birbirleriyle birkaç saat önce tanışmış olmalarına rağmen kahkahalar atarak muhabbet ediyorlar. ben  kaşınan adamın yaptığı esprileri türkçesi zayıf olan kıza yine türkçe tercüme ediyorum. kültüre özgü şakaları anlatmak şakanın kendisinden de saçma bir hale dönüşüyor bir süre sonra. aklıma kahvede yıllar önce yaşadığım bir olay geliyor. yıllar evvel kitap okuyup entellik yaparken musallata taşındaki cenazenin bir tanıdığa ait olduğunu gördüğüm gün. şaşkınlıkla gidip saf tutmuştum. masadaki arkadaşlarım da peşimden gelince tüm kahve bir anda cenaze namazına katılmıştık. zayıf olan cemaati kalabalıklaştırdık bu vesileyle. sonradan öğrendiğime göre kahve ahalisi zaten cenaze namazlarına iştirak etmekten kaçınmazmış.

gündoğumuna yakın bir taksiye binip birkaç saat de olsa uyumaya gittik. ertesi gün beni erguvanlar ve bahar kokusu karşıladı. toprak yağmura doymuştu sanırım..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s